”Yazı,evrene iz…”

KASIM-ARALIK.

ATTİLA ŞENKON DOSYASI

Attila Şenkon dosyası

KASIM-ARALIK.

FADİME USLU DOSYASI

FADİME USLU DOSYASI

MART-NİSAN.

ERENDÜZ ATASÜ DOSYASI

Yazarlar

TEMMUZ-AĞUSTOS.

FARUK DUMAN DOSYASI

MART-NİSAN.

KADIN ÖZEL SAYISI

Kadın Özel Sayısı

MART-NİSAN.

KADIN ÖZEL SAYI

 Dergimizin bu sayısında, bugüne kadar olduğu gibi dosya konusu olarak bir yazarımızı konuk etmek yerine  8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününü ve  kadınların  erkekler ile eşit şartlarda  çalışma ve eğitim   talebiyle bir araya gelmeleriyle başlayan, toplumsal cinsiyet eşitliğine uzanan mücadeleyi anmak adına  “Kadın”ı dosya konusu yaptık.   AI

MART-NİSAN.

BİRİNCİ DALGA FEMİNİZM HAREKETLERİNDE KADIN DERGİLERİ

Neolitik dönemden beri değer verilmeyen, ikinci sınıf muamelesi gören, hatta insani bir varlık olduğu dahi unutulan kadın, ancak “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” sloganıyla gerçekleşen Fransız Devrimi’nden sonra özgürlük ve eşitlik için örgütlenmeye başlar. Erkekler ile eşit hak ve sorumluluklara sahip olma talebiyle tüm dünyada başlayan hareketler Osmanlıda da görülür.

MART-NİSAN.

KADININ ADI YOK

Duygu Asena'nın yazdığı KADININ ADI YOK adli roman 1987 yılında basılmıştır. Kadınların sorunlarına eğilen, kadın erkek eşitsizliği gibi önemli konulara değinen kitap mahkeme kararıyla 1988'de yasaklanmıştır. Sonrasında ise yasak kaldirilarak Atıf YILMAZ tarafından filme çekilmiştir.Kitap ilk çıktığında  rekor kırarak bir yıl içinde kırk iki baskı yapmışt

MART-NİSAN.

Adivar Krateri – I

Venüs gezegeninde bir kratere Adivar adı verilmiştir. Batıda kurtuluş savaşında savaşan kadın, feminist bir yazar ve aktivist olarak da tanınan Halide Edip, İlk Amerika Birleşik Devletleri seyahatinde Williamstown Politika Enstitüsü tarafından yapılan bir konferansa çağrılan ilk kadın olup aynı zamanda sözü geçen oturumu yöneten ilk kadın bilim insanıdır da

MART-NİSAN.

ŞAİR NİGÂR HANIM /O Anlatmaya Utandı /Ama Utanması Gereken Dinleyenlerdi

Osmanlı İmparatorluğunun en ünlü paşalarından Macar Osman Paşanın kızı olarak 1862 yılında dünyaya geldiğinde imrenilecek bir yaşama doğmuştu. Ailesi ona her türlü eğitimi aldırma olanağına sahipti. Edebiyatı, Arapça, Farsça, Almanca ve Rumcayı devrin en iyi hocalarından öğrendi.

MART-NİSAN.

YALNIZLIĞA DAİR

Yüzyıllık Yalnızlık’ta şöyle der Marquez, “Çünkü yalnızlık, anılarını ayıklamış, yaşamın yüreğinde biriktirdiği özlem dolu süprüntüleri yakmış geriye en acı anıları bırakarak onları arıtmış, büyütmüş, sonsuzlaştırmıştı.“

MART-NİSAN.

Erkek Sözüymüş!

Mustafa, küçük loş odanın pencere kenarına yerleştirilmiş sedirde yatan Dudu’nun hemen yanındaki minik bohçaya doğru eğildi: “Kızçem benim, bebem benim, nasıl pembişmiş bu böyle!”

MART-NİSAN.

SUSKUN

Günlerdir yağan yağmur dinmiş, parlak bir kış güneşi yeryüzünü ışık seline boğmuştu. İsteği üzerine köyüne değil, şehrin mezarlığına defnedilecekti Hikmet’in naaşı. Islak toprağa kuru otlar yayıp, öyle yatırdılar mum gibi erimiş bedenini. Birkaç eski mahkûm, mezarlık görevlisi, cezaevi görevlileri ve imam…

MART-NİSAN.

AÇLIK

. Hacı teyze şaşkınlıkla koparılıp üzerine atılan asma dalına bakakalmıştı. Halim Bey ise yukarıdan bilgiç bilgiç, “kirasını verdiğim sürece bu balkon bana ait ve balkonuma asmanızı sardırtamazsınız” demişti. Hacı teyze asmasına ağlayarak dövünüp durmuş lanetler ve tehditler yağdırmaya başlamıştı. Evimden çıkın gidin demişti. Halim Bey yine pişkin bir şekilde “kirasını verdiğim sürece beni bir yere atamazsın.

MART-NİSAN.

SARI SARI

“Yağmur mu yağacak anne, gök mü gürlüyor?” Annem hiç durmadan “Al-lah” diyor. Öyle bir sıkıyor ki elimi, parmaklarım sanki yavaşça parmak uçlarımdan kayıp, yok oluyor. Önden önden yola koşuyor bir de beni, başım arkamda kalıyor; bugün parkta niye çocuk yok ki?

MART-NİSAN.

Taziye Evi

Kadınlar, yerdeki minderlere oturmuş sürekli konuşuyorlardı. Sıcağın etkisiyle kapı ve pencerelerin ardına dek açık tutulduğu odanın bir köşeciğinde kendime yer bulmamla oturmam bir oldu. Eşikten içeri bakan küçük bir erkek çocuğunu tam o ara gördüm. Ayağından çıkarmaya çalıştığı yırtık ayakkabılarını birbirine hizaladıktan sonra, öteki ayakkabıların uzağında bir yere dikkatle bıraktı. O

MART-NİSAN.

BIÇAK SIRTI ÖYKÜLER (cimcik öyküler)

KUŞATMA / Gezegendeki büyük kuşatma sürüyor. Kapitalizm komplosu. Şafak karanlığı yararken, tanyeri kızıllaşacak. Kızaracak gökyüzü, erimiş maden gibi, geçmiş dürülüp bükülecek, açılacak yeryüzü. Gelecek; bir milyon yıl da olsa, geçmiş; bir dakika da olsa, mümkünü yok olacak.

MART-NİSAN.

IRMAK YÂRENİ

Teni tene sarıp sarmaladım; -ki sevişmeler upuzun, ömür kıp kısa- Yârsiz yârensiz hayatı neyleyim…

MART-NİSAN.

bir başka dünya

ve solgun tül bir perdede / belli belirsiz bir film/ bir zaman aralığından bakılan eğri evlerde / başka bir dünyaya yetiştirilen çocuklar

MART-NİSAN.

HASRET YÂRİN KENDİSİDİR

Herkese selâm, yâr’e hasret/ Hasretin içinde kesret) Kesretin vardığı vahdet / Vahdet yârin kendisidir

MART-NİSAN.

tavşan rapsodisi

tavşana korkak deme /  aslan yürekli /   bir tavşandır kendisi

EYLÜL-EKİM.

Adsız Ozanlar Kenti

Adsız ve atsızdılar. Ünsüzdüler. Tabi ki ünsüzdüler, adsızdılar çünkü ve ünlerini taşıyacak atları da yoktu. Adları yoktu, adlarını taşıyacak atları da. Elbette. Adı yoktu, adını taşıyacak atı da. Ünsüzlüğün tadını çıkarıyordu adsız şair.

KASIM-ARALIK.

Adsız Ozanlar Kenti

Oturmuşuz meyhaneye, sokağın kıyısına. Yağmurlar yağıyor yitik ömrümüze ve gözyaşımıza. Gecenin çisiltisi siniyor yağmurlu duldalıklara. Yağmurlar yağıyor, gecenin yağmuru, som düşlerimize.

OCAK-ŞUBAT.

Adsız Ozanlar Kenti

Hayat rutinden ibaret olsaydı çekilmezdi hiç. Rutine sırlanmış aykırı adacıklar olmasaydı… -Zamanın kıvrımlarına gizlenmiş boşluklar- Oysa: Bir oda, bir mutfak, bir banyo tuvalet; bakla sofa, nohut oda yeter bana. Mutsuzluğumla başım belada. Kimse anlamıyor beni. Atım topal. Yok hükmünde.

MART-NİSAN.

Adsız Ozanlar Kenti

Şu dostluk sofrasında üzüme döner insan, üzüm rakıya… Yol uzadıkça yoldan çıkar, söz kısaldıkça yola girer… Azı karar. Az konuşur bozkır insanı. Sözü tutumlu kullanır. Yapılacak işleri vardır. Vakti değerlidir. Hora geçer.

MAYIS-HAZİRAN.

Adsız Ozanlar Kenti

Mahcubiyeti seviyordu. Utangaç. Kızarışını yüzün… Ten güzel olsa ne olur, tin olmadıkça.

TEMMUZ-AĞUSTOS.

Adsız Ozanlar Kenti

Bir devri saadettir ki şol sefahat deryalar gibi. Bir devri sefalettir ki şol sadakat köpekler gibi. Yaşamın tutsak alınmasından daha kötüdür yaşama tutsak olmak. Bütün zamanların yekpare öpüşmekten ibaret olduğu mevsim geride kalmıştı

EYLÜL-EKİM.

Adsız Ozanlar Kenti

-VII- Kurt’la Koç’u kardeşleyen gizem asude beyaz suda sırlanmıştır. Asude beyaz suyla yuyun onu, düşük volümle bir meyhanede…

KASIM-ARALIK.

Adsız Ozanlar Kenti

-Damarlarının mürekkebinden; Yeniden ve yeniden doğar şair.-

OCAK-ŞUBAT.

ADSIZ OZANLAR KENTİ

Dudaklarına gömülür kalır hasretim. Ömür boyu ah! Ömürler boyu. Zamana boyun eğmiş yitik vadiler, ah bir de senin vadilerin sevgilim, gövdenin vadileri, taptaze balkıyan. Pespembecik.

EYLÜL-EKİM.

VUSLAT

Güneş batmıştı. Yavaş yavaş evine yürüyordu. Bozkırın karanlık soğuğu kendini hissettiriyor, ayağının altında ezilen karların sesi kulaklarında yankılanıyordu. Dükkânı kapatmasına yakın gelen mal sahibiyle yaptığı tatsız konuşma canını sıkmıştı. Yandaki dükkanla beraber onun dükkanını da satışa çıkardığını söylemeye gelmişti adam. Kendi istekli değilmiş ama oğullarının ihtiyacı varmış. Evlat sıkıntıda olunca kabullenmiş o da. Utana sıkıla veriyordu haberi. 30 yıllık mal sahibi. Hiçbir sorun yaşamamışlardı. En sıkışık zamanında bile yardımcı olmuştu Orhan Amca’ya.

KASIM-ARALIK.

GÜZİDE BİR DİLEK

KIVILCIM METİN ……. Ev arkadaşınız cumartesi akşamı dışarıdaydı. Kapınız çalındı. Gelen arkadaşınızın babasıydı. Biraz sallanıyordu. Önceden tanıdığınız için onu düşünmeden içeri davet ettiniz. Gösterdiğiniz yere oturur oturmaz sizi hiç beklemediğiniz bir konuda ikna etmeye başladı. ……..

OCAK-ŞUBAT.

Sisler, martılar, vapurlar

Kadıköy İskelesindeydiler. Berrin Umut’un elini tutmuş, sisler arasından yavaş yavaş beliren vapur siluetine bakıyordu. Hava, kış mevsimine göre çok da soğuk sayılmazdı ama geceden çöken sis şehrin üzerine abanmış, bütün gün kalkmamıştı. Oysa Berrin, sabah sislerine alışıktı, hani öğlene doğru güneşin pırıl pırıl yüzünü göstereceğini müjdeleyen sabah sislerine.

OCAK-ŞUBAT.

KIVILCIM BİZDEN ÖYKÜSÜ SİZDEN

Genç kız bir süredir ailesiyle konuşmayı reddediyordu. Bir akşam kapandığı odasından çıkıp yemek için sofraya oturmuş herkese tek tek göz attıktan sonra sanki hiç biri orada yokmuş, tek başınaymış gibi konuşmaya başladı.

Copyrights © 2019 - 2021 Assos bilişim

Bulut yazar dergisi