...
Başlık : GÜLÜŞ
Yazar : Mehmet Zeki

Günlerce, haftalarca, aylarca, hatta senelerce çalışıp girdiği sınavdan sıcak bir Haziran öğlesinde çıktı. İyi geçmişti sınavı ama sevinemiyordu. Bitmemişti ki daha. Yarın bir sınav daha vardı. Ancak o da böyle iyi geçerse kendini başarmış ve mutlu hissedecekti. Okul bahçesinden çıkarken dershaneden birkaç arkadaşının toplanmış, heyecanla konuştuklarını gördü. Sınav sorularını tartıştıklarını düşünerek yanlarına gitmeyerek ters tarafa yöneldi. Daha iki adım atmamıştı arkadaşlarının kedisine seslendiğini duydu. “Füsun… Füsun,” Canı sıkılarak döndü. Yanlarına vardığında tartışmanın “Dershaneye gidip hemen soruların cevabına mı bakalım, yoksa bir yerde oturup biraz eğlenelim mi?” üzerine olduğunu öğrenince hemen bir yerlerde yemek yemek ve sınav havasından azıcık kurtulmak yönünde oylamaya katıldı.

Dershaneye yakın bir fastfoodcuya gittiler. Yiyeceklerini alıp açık havada zar zor bir masa bulup iki de sandalye kaptıktan sonra keyifle karınlarını doyurdular. Kimse bir saat önce çıktıkları sınavdan bahsetmiyordu. Susarlarsa cezalanacakmış gibi sürekli konuşuyorlar, olur olmaza gülüyorlardı. Bu konuşma maratonundan çıkan sesler çevre masalarda oturanların dikkatini çekmeye başlamıştı. Füsun masalarına yönelen bakışlardan rahatsızlık duydu. Hele dershaneden yüzleri tanıdık gelen bir grup gencin de onlara dönüp dönüp baktıklarını fark edince rahatı iyice kaçtı. İster istemez gözleri gençlerin masasına kayıyor, her seferinde de onların bakışlarıyla karşılaşıyordu. Sonunda “Dershaneye gidip kimler var diye bakıp geleceğim,” diyerek hızla kalktı ve aynı hızla çıkışa yürüdü. Aksilik bu ya hızlı hareketleri sırasında gençlerden birinin sandalyesine çarpmıştı. Hem de dudak kenarlarını aşağı doğru sarkıta sarkıta gülümseyerek sürekli bakan, dolayısıyla da en sinirine dokunan gencin sandalyesine çarpmıştı. İçinden “Hay kör şeytan,” diye söylenirken dışından “Özür dilerim, bu masaların da arasını fazla dar yapıyorlar,” demişti. Demişti ama son sözleri sanki kendine fısıldamıştı.

Dershaneye gidip gelmesi hepi topu on beş dakika kadar sürdü. Çünkü dershaneye kadar gitmiş, hocalara yakalanmamak için içeriye girmemişti. Kapının önünde biraz oyalanmış, bu arada bir iki arkadaşına rastlamış, “Sınavın nasıl geçti?” sorularını “Bilmiyorum.” diyerek savuşturmuştu.

Arkadaşlarının yanına döndüğünde dikkatini kimseye çarpmamaya yoğunlaştırarak sessizce yerine oturdu. Gençlerin masasına bakmamaya çabalaması arkadaşlarının gözünden kaçmamıştı ve hemen kaş göz işaretlerine başlayıp sandalyesine çarptığı genci imalı imalı gösterdiler. Neyse ki bugün hiç kimse düşüncelerini ve ilgisini uzun süre bir konuda toplamak isteğinde değildi de uzatmamışlardı. Füsun ne kadar kendini zorlasa da o bir grup gencin masasına bakmaktan kendini alamıyor ve her seferinde de gülümsemesi gittikçe genişleyen gencin bakışlarını yakalıyordu. “Niye bana sürekli gülüyor? Bende bir gariplik mi var?” diye kendi kendine soruyor sonra da “Bir gariplik olsa kızlar bana söylemezler miydi? Gariplik onda,” diye kendi kendini cevaplıyordu. Sorular ve cevaplar birbirini kovalarken aniden rahatsız edici olduğunu göstermek için onun gibi davranmak fikrine kapıldı. Gençlerin masasına bakıp da onun gülerek kendine baktığını her gördüğünde Füsun da yüzüne hemen küçümseyen bir gülüş kondurdu.

Bir süre daha oturduktan sonra dershaneye gidip cevapları öğrenme isteği büyümeye başlayınca kalktılar. Füsun onlarla gitmek istemiyordu ama arkadaşlarının onu da beraberlerinde sürüklemesine de çok direnmedi. Hocaları görüp cevapları tartıştıktan sonra rahatladı mı, rahatlayamadı mı ayırt edemedi. Sandığından da iyiydi sonuçları. Yarınki sınav da böyle geçmeliydi. Eve gidip iyice dinlenmeli kendini yarına hazırlamalıydı.

Dershaneden çıkacağı sırada Fastfoodcudaki gençlerin de oraya geldiklerini gördü. İstemsizce kendine sürekli gülen gence dudak uçlarını yere düşüren gülüşle bakıp yoluna devam etti. Daha iki adım atmamıştı birinin arkasından seslendiğini duydu. Bugün arkasından ikinci kez sesleniliyordu. Döndüğünde o genç karşısındaydı. “Adını, arkadaşlarının bağrış çağrış konuşmaları sırasında öğrendim. Benim adım Osman. Niçin bana öyle gülüyorsun?” diye sert tonlamayla sordu. Füsun da aynı sertlikte “Şuna bak! Hem suçlu hem güçlü. Asıl ben sormalıyım bana bakıp bakıp niye gülüyorsun,” diye. Osman “Ben sana gülmedim ki” derken birlikte gergin yüz kasları gevşeyip yüzüne kocaman bir gülümseme yayıldı. “Arkanızda üç dört yaşlarında bir çocuk vardı. Masaların arasında dolanan kediden korkuyor ama onu kızdırmaktan da geri kalmıyordu. Çocuğun bu davranışı kendi çocukluğumu hatırlattı. Çocukluk işte deyip çocuk ile kedinin çekişmesine gülüyordum. Ama üstüne alındığını hiç fark etmedim.” Füsun, bu açıklama karşısında ne diyeceğini şaşırdı. Kızardığını hissediyor, ter bastığını duyumsuyordu. “Bana güldüğünü düşündüğümden taklidini yaparak yaptığının hoş bir davranış olmadığını göstermek istemiştim,” diyebildi ancak.

Füsun, bütün bunları sevgili kocası Osman’ın, biricik oğullarına üçüncü yaş günü hediyesi olarak bir kedi getirmesi ve birbirlerine göz kırpıp dudak uçlarını aşağı doğru sarkıtarak güldükten sonra kediye “Gülüş” adını verdiklerinde hatırlamıştı.

Sayfa : 17