...
Başlık : DİZEYE MEFTUN BETİKÇİ (BETÜL İĞDELİ)
Yazar : Serdar Koç

Betül İğdeli, kendine has sözcük dizilimi ve imge dünyasıyla, edebiyata özveriyle gönül vermiş emektarı, yazar ve şairlerimizden birisi.
Şiirleri bazen öyküleme tarzında betiklerdir, bazen de kısa, kıp kısa, kırık dizeler halindedir.Kırık dizeleriyle bir sevi kırgını sanki

“Bir Aşk Masal
bir masalmış aşk
                      iki kişinin birbirini koşulsuz sevdiği
bir masalmış aşk
                   uğruna canın bile verildiği
bir varmış     
          bir yokmuş      
                     bir vakitler bir aşk varmış
masalın sonunda gökten bir elma düşmüş
                                            ikiye ayrılmış
yarısı aşk masalına inananların
                     yarısı bu oyuna katılan kişilerin başına savrulmuş

 

Sabır Taşı
kınalı ellerimle  
hasretini oyaladım
dantel dantel
hasret alnımda
kara bir yazgı
gündüzleri neyse ya
ah o geceler
uykusuz geceler kadar
kâbus dolu
sarı sarı kadın dolu düşler
yalnızlık bir yük sırtımda
“Gömülü Duygular
sevdiğini hep
teninde hisseder o
kalbinde hasret

 

“Ah Yoldaşcan Ah!
neden gittin sen?
kimse anlamıyor ki
ah artık beni!

 

“Belkıs’ın Nazarı
Süleyman’ın sihri
Zeugma’da sularla
gömülüp yitti

 

Modern çağların aykırı, ayrıksı mitolojisidir de biraz;

“Madalyon

                                                                                                                        “tell it like it is”

yalan
yalan
yalandı hepsi
isyan giderek büyüyordu
korkuyorum
korkuyorum yarınlardan
Janus’ tan
beyaz güvercinleri zehirleyen
aydaki örümceklerden
yalan
yalan
yalandı hepsi
düşsel barış dünyası
yarın yok ki!
bir avuntu seks ve LSD
dallarda bir çiçek olsam
acıdan
korkudan
tutkudan uzak
bilinçsizce yaşayan

Günlük, sıradan, bildik olayları, durumları yorumlar, sokağın şiirini yazar;


"Maltepe’nin Kamelyaları
alı alına moru moruna
            karışan taşradan
                  sökün eden kızcağızların
                                 öyle bir an geldi ki
                                             eski dünyaları siliniverdi
aklar kara
            siyahlar beyaz oluverdi
                   kızcağızlar da o malum çiçek gibi
                                          mamaların yanında
                                                      caddede açıverdiiler
                                

 

“Maltepe Sokaklarında
yanında mama
süklüm püklüm yürürken
                 çiçekler açar

Olup bitene hayıflandığı da olur, keyiflendiği de.
Dizelerle, masalımsı ile fantastik arası kurgular yapar bazen;

kardan adam
kuzey rüzgârının peşine takıldı
rüzgâr onu dağlardan aşırdı
denizlerin üstünden uçurdu
bir dağın yamacına kondurdu
/ (…)” diye başlayan, “Bir Sevda Masalı” başlıklı şiirde olduğu gibi.

yeni diyarlara gelmek ne kadar hoştu
buzdan kadınların soğukluğundan sıkılmıştı
” (…)

Bu uzunca şiirde, Şems ile kardan adam’ın masalı şöyle biter;

bir gün çıkageldi kuzey rüzgârı
çok oyalandık dönelim dedi

gitmek istemiyordu kardan adam
Şems için yanıyordu o

ne kadar uğraşsa boşuna
eridi gitti kardan adam

rüzgâr çekip gitmişti ya
Şems’in gölgesinde

Şems diye fısıldayarak
arzuyla titriyordu
kardan adamın göleti

Yeri gelir, sanki kendiliğinden, toplumcu eleştirel bir şiir dili oluverir;

ipek yolunda
o menzil hanından
bu menzil hanına erişmeye can atar
baharat taşırdım
şimdi otobüslerde
çığırtkanların gözleri kurbanlık insanlarda
kelle koltukta canlarımız taşınıyor canlarımız

 

romanlara konuydu
erkeklerin gazabı
dişlerini sıkar katlanırlardı
sıktıkça gıcır gıcır öfkeleri bilenir
olmadık yerde patlayıverirlerdi

 

“Ütopyalarım
Donkişot’ un şövalyeliği
bir delinin düşleri mi
yoksa bir aydının karabasanı mı?
yalnız deliler mi?
güzel düşler kurarmış
kimilerinin düşleri gerçek olur
kimilerinin karabasanı!
bu dünyada
hep keşkeler Donkişot düşlerinde kalsaydı
nerde
o günler nerde?
keşke Sanço Panço’lar hep haklı çıkmasalar

 

“Çocukergil
bir vakitler evin babası
yaparmış alışverişi
akşam eve gelince eli kolu dolu
koşarmış çocukları kapmak için paketler
anaları uyarırmış onları
çocuklar yavaş olun
babanızın ayağına basacaksınız
o gün işleri ters giderse
kazanamazsa nafakayı
anaları öte git Beyim
çocukların ayağına basacaksın dermiş
şimdi artık evin hakimi
çocuklardır çocuklar
evlilik cüzdanın da
evin reisi erkek yazsa da
piyasanın velinimeti
hane halkının hamisi ana
çocukların ayağına basmamak
için çabalasın dursun baba

 

“Gündelik Yaşam
en vefalı dostumuzdur kurşun kalem
okuma yazmaya onunla başladık
arsız tükenmezin uçar gider yazısı
varsın demode olsun 
dolma kalemim kalıcıdır yazdığı
sanayileştik daktilolarımız oldu
son model bilgisayarlarımız
bilgi toplumunun gözdesidir
ama yazarken en vefalı dostumuzdur kurşun kalem
ne bozulur ne kırılır ne varsa sende var kurşun kalem

 

“Post Modern
kırmızı renkli
devrim sararmış solmuş
turuncu olmuş

 

“Ayaktopu Aşkı
doksan dakika
dünya batsa ne yazar
           topun peşinde

 

“Töreye İnat
aşkı için o
kandilin alevinde
     yanan pervane

 

“Mabedim
mutfakta her gün
ocakta patatesle
       kızarıyorum

 

“İçi Üşüyen Kadın
yüzüne vurmuş
kalbinin soğukluğu
       makyaj nafile

 

artık geçmişte kaldı
ömür boyu süren aşklar
hayatında bir tek gün
sevgiliyle buluşmak için
sabırla bekleyen âşıklar nerde

 

“İntifada
altıgen yıldız
haçın korumasında
      kanıyor hilal

 

“Egemenlik Şartı
beşeriyetin
en felaket buluşu
     savaştır savaş

 

Öykü ve roman yazarı, betikçi, Şair Betül İğdeligüvenç 8 Kasım 1948 Ankara doğumlu olup, Ankara Çizmeci İlkokulu’nu, Hüseyin Güllüoğlu Ortaokulu’nu ve Yıldırım Beyazıt Lisesi’ni bitirdi. Ankara İktisadi Ticari İlimler Akademisi Ekonomi-Maliye bölümünden 1974 mezun olmuştur. İstatistik masteri yapmıştır. Aynı okulun İstatistik Enstitüsü’nde, “1967-1980 Yılları Arasında Türkiye Dış Ticaret Hadleri” konulu tez çalışması ile 1982’de yüksek lisansını tamamladı.

Kalite ve Bilgi Toplumu ilgi alanları olup 1977 yılından itibaren kamu kurumlarında çalıştı. Türk Bilişim Derneği üyesidir.  2013 yılında kendi isteği ile emekliye ayrıldı.

Betül İĞDELİ öykü ve betikleriyle Sokak Yazarları’na katılarak Sokak-Yazarları listesinin yöneticiliğini yapmıştır. İlk şiirleri, sokak yazarlarının eserlerini toplu olarak yayınladığı 2002 yılında “Haziran Öyküleri” kitabında; ilk öyküsü ise 2001 yılında Mayıs Öyküleri içinde yer almıştır.

 “oysa hiç kimse farkında değil çekilenlerin
öyle ağır bir yük ki çok ağır kimseyle paylaşılamaz
içindeki düğüm çözülmüyor boğazına takılıyor
o şimdi sözün bittiği adada yapayalnız

 

meserret kahvesinde salep içerken
dönen bir plak sanki kafamın içinde Muammer Bey
bir insanın bir insanı anlaması mı?
hayatta en zor şey bir insanın kendisini tanıması!

 

cam göbeği mavi giyiyor Muammer Hanım
ancak benim rüyalarımda giyebilir
kırmızı giyse bile
klasik giysilerine eşlik edebilir

 

Octavio Paz’ın dediği gibi; “İmgeler herhangi bir açıklamaya veya yoruma indirgenemezler.

Tek bir şiiri (bile) okumak, bize şiirin ne olduğu konusunda tarih veya dilbilim araştırmalarından çok daha sağlam ve güvenilir bilgiler verecektir.

Yani, genellikle edebiyat derslerinde olduğu gibi, ‘şair burada ne demek istedi’ sorusunun yanıtına da pek güvenmemeli. Şair eğer başka türlü söylemek isteseydi öyle derdi. Dizelerde ne yazılıysa o, başkaca değil.

İmge kendi kendisini açıklar. Söylemeye çalıştığı şeyi kendisinin dışında hiçbir şey söylemez. Anlam ve imge aynı şeydir. Bir şiirin kendi imgelerinden başka hiçbir anlamı yoktur.

Bir şiir, başka türlü anlatılamadığı için şiirdir. ‘Şair burada ne demek istedi’ sorusu anlamsızdır.

Düzyazıda bir şey söylemenin birçok yolu vardır, şiirde ise sadece tek bir yol.

Bir sözcüğün düzyazıda anlam olanakları sınırlıdır. Aynı sözcüğün şiirdeki anlam ve imge olanakları sınırsızdır. Hatta o şiiri bizzat yazmış olan şairinin öngöremediği kadar. Ama şiirsel imge, dize, şiir bir kez oluştu mu artık biriciktir, başka türlü ifade edilemez. Oysa bir düzyazı cümlesi başka biçimlerde de ifade edilebilir.

Ezra Pound’un dediği gibi; “Yaşam boyunca tek bir imge sunabilmek ciltlerce kitap üretmekten daha iyidir.

Franz Kafka’nın dediği gibi; “Bazen bir mısra, hayatı değiştirir.

Haiku denince akan sular durur, haiku betikleri çok başarılıdır Betül kızın;

“MARİFETE İLTİFAT
kûşe ve anıt
gönüllerin sultanı
      şairlerindir

 

“GÖNÜL YARASI
ne bir abide
ne andaç sokak adı
         şairin kûşesi

 

“KEŞKE OZAN OLSAYDIM
şair miyim?
betikçiyim betikçi
dizeye meftun

elinde sazı
karacaoğlan kızı
koşmalar düzen

 

“MİTOLOJİ
harabe truva’da
ilahi öyküleri
     keşfetti âmâ

 

“ŞEKSPİR
önce şiir vardı
tiyatroya can verdi
       ölümsüz şair

 

“KALICI SONELER
yapıtlar kimin
sırlı asilzadenin
ya da oyuncunun

 

“ÖNCE ŞİİR VARDI
bütün yazını
peşinden sürükleyip
           ölecek şimdi”

 

“İNSAN OLMAK
hayatımın
şifresi özgürlüktür
        her zaman
” 

 

“KEŞKE
eskisi gibi
madımak bir ot işte
         diyebilseydim

 

“İMANINDAN BARİ OLMA
hekimin yok mu
imam geliversin de
        canını ver git

 

“HEDEFTEKİ CIVILTI
teyin avcısı
kıyma güzel kuyruğa
              üç kuruşa

 

“BUMERANG
kızılcık sopası
getiren ilk dayağı
yermiş derler ya

 

“AŞKK
yangınım sana
cehennemin ateşi
vız gelir bana

 

ÇAPULCU MARTI
sus sus gaklama
denize git de avlan
parkta işin ne”

 

"DEJAVU"
Geldi mi afet
hasar tespiti zor
tekinsiz onyedi

(Özlemle anımsarım on yedi devrimini; Ey!
Emekçi çocuğuyum, bilmem mi kıymetini
.)

Son şiir kitabı “KARADULLAR” ise, adıyla müsemma, mama duldasındaki kadınlar anlatısıdır

Sayfa : 5