...
Başlık : BİR SIRRIM VAR
Yazar : Emine Aydoğdu

Ağlıyorsun.
Yoo ağlamıyorum.
- O zaman gözlerin terlemiş.
Ne istiyorsun?..
Bir şey mi istemem lazım?..
Sürekli karşıma çıkıyorsun.
Beni takip mi ediyorsun?..

Rastlantı.
Rastlantı bir kez olur.
Nereye gitsem burnumun dibinde bitiyorsun
.
Dünya küçük, ufaklık.
Pisliğin tekisin…
Defol git yanımdan.

Güzel bir arabanın üstünde oturmuşsun.
Senin olmadığına göre, kimin bu araba?
Yoksa, baba parası yiyen o eziğin mi?
Benim de oturmamın bir sakıncası yok o zaman.
Hım… kaportası sağlammış, baksana, vurunca iyi ses geliyor.
Arabalara ve kadınlara özenli ve narin davranmak lazım.
Niye?..
Tabi ya… ikisine uzun süre binmek için öyle davranmak lazım.

Vay arkadaş… bakış açısına bak.
Uzaklaş, sokulma bana.
Nasıl bir yaratıksın sen?
Bu kadar kötülükle…
Kötülük?...
Vav… aynı konuşma biçimi.
Sen de onlar gibi düşünüyorsun.
O züppeler gibi.
Hepsi piç onların.
Zengin piçleri.
Kalk git, yanımdan.
Zırvalarını dinlemek istemiyorum.

Niye ki, burası herkese açık bir otopark?
Parti orada, git keyfine bak.
Sen niye gitmiyorsun?
Ben senden önce buradaydım.
Ayrıca sana ne?..
Beni rahatsız eden sensin.
Adın yürüyen prezervatife çıkmış.
Çekirge gibi atlayıp duruyorsun.

Haa… Bak işte böyle, ağlaman kesildi.
Kendine geldin.
Bir de dinlemeyi bilirsen.
Tehlikelisin…
Hayatta kalma biçimim, bu da beni tehlikeli yapıyor.
Alkoliğin torunu, katilin oğlu demediler mi?..
Demişlerdir, eminim.
Dedikoduyu severler.
Ahmaklar sürüsü.
Katil mi peki?..
Olmadığını söylüyor.
Her ailenin bir trajedisi vardır.
Benimki birden fazla.
Off… boş laflar.
Beni dinler misin?
Birazcık sabır göster.
Bi dinle beni.
Dedem hep votka içerdi. Odalarımızın duvarı bitişikti. Sifonu çekmediğinden odama sidik kokusu dolardı. Votkalı sidik kokusu. Nefret ederdim o kokudan. Bir gece dedem uykuya dalınca votka şişesini alıp camdan dışarı fırlattım. Sabah deliye döndü. Beni kilere kilitledi. Karanlıkta akşama kadar aç ve susuz bekledim.
Şimdi o kokuyu özlüyorum…
Beni atlara benzetirdi. Sezgilerimin çok güçlü olduğunu söylerdi. “Atlar, korkuyu anında sezer,” derdi.
Sen de seziyor musun?..
Bilmem…
Belki…
Dedeme: Herkes rakı içiyor, sen neden votka içiyorsun?” dediğimde, O öğretti bana.” Şişeyi göstererek; ondan geriye bu kaldı” derdi.
O kim?” diye sorduğumda, her zamanki suskunluğuyla eliyle havayı tokatlar, yürüyüp giderdi?
Annemi hiç tanımadım…
Beni, babamla dedem büyüttü.
Annen?..
Ölmüş…
Beni doğururken ölmüş.
Lanetli olduğumu söylüyorlar.
Dedim ya, bende trajedi çok.
Yaa ufaklık, işte böyle.

Saçların ne kadar yumuşak.
Ver ellerini bana.
Ellerin buz gibi.
Üşüyor musun?
Yoo.
Ufaklık diyorsun ya…

Evet…
Çocukluğumu hatırlıyorum.
Küçükken gölgemden korkardım.
Sürekli beni takip ederdi.
Senin gibi.
Korktuğumu kimseye söyleyemezdim.
Utanırdım.

Neden?
Korkak olduğumu düşünmesinler diye.Sonra uçarak ondan kurtulmaya karar verdim.
Parktaki meşeye tırmandım.
Kendimi
rüzgârın kollarına bıraktım.
R
üzgârın kolları beni korumadı.
El bileğim iki yanından kırılınca, uçamayacağımı ve gölgemden kurtulamayacağımı öğrendim.

Hangisi?
Sol bileğim.
Ateş bastı seni.
Yanakların pembeleşti.
Ellerin ısındı.
Neden ben?..
O kadar kız varken.

Sendeki koku çekiyor beni.
Ne kokusu?
Açlık, sefalet, yoksulluk, inat ve isyan kokusu.
Alışık olduğum bir koku.
Ruhumu besleyen bir koku.
Onlar plastik kokuyor.
Hissetmedin mi?
Senin kadar sezgilerim güçlü değil.
Bırak kendini bana.
Rahatla.
Bakire misin?
Yoo… Değilim.
Korkuyor musun?
Bilmem.
Korkuyorsun.
Korkunla yüzleşmelisin.
Ondan kaçarak, üstünden atlayarak, görmezden gelerek kurtulamazsın.
Daha çok içine ve direne batarsın.
Korku değil de inançsızlık.
Hiçbir şeye inanmıyorum.
Hayallerimin dışında.

Gevşe biraz, bırak kendini.
İşte böyle.

Ben uçuyorum ufaklık.
Yıldızlara kadar gittim.
Ama…
Sen…

Yalan söyledin.

Neden yalan söyledin?
Gözlerime bak.
Neden?
Seninle bir sırrım olsun istedim.
İkimizin sırrı…

Özgür olmak böyle bir şey mi acaba?..
Eğer böyleyse…
Ölçüsü olmayan bir duygu.
Saçlarına terim bulaşmış.
Bütün bedenimde…

Hoşça kal demeliyim.
Daha erken ama…
Geç bile kaldım.
Ne zaman gidiyorsun?
Yarın akşam.
Demek felsefe okuyacaksın.
Evet.
Sen ne zaman gideceksin?

Babamın görüşüne gittikten sonra.
Gitmeden önce güneşin batışını sabırla bekle, son anda büründüğü renge bak.
Gücüne hayranım.
Güç mü?
Evet, hayal gücüne.
Komiksin.
Gelecekte görüşür müyüz?
Şu an ve gelecek ayrı şeyler.
Şimdi sana evet desem de…
Geleceğin yolu bilinmezlik.
Sorunun yanıtını zaman verecek.

Filozof gibi konuştun.
Artık gitmeliyim.

Güle güle ufaklık.
Bekaretim, arabanın kaportasında gülümserken…
Yoksulluğum, açlığım, sefaletim, inat ve isyanım benimle beraberdi.
Adımlarımdan taşan neşeyi ve özgürlüğü, geceyi kuşatan
rüzgâra karşı savura savura cesur adımlarla yürüyordum.

Sayfa : 16