...
Başlık : 2. Elçin Poyrazlar’la Söyleşi “Kadının Yazması Siyasi Bir Eylemdir”
Yazar : Aslı Zorba

 Uzun yıllar Cumhuriyet Gazetesi’nin Brüksel ve Washington temsilciliğini yürüten aynı zamanda Huffington Post, Vocativ ve BBC Türkçe gibi kurumlarda da habercilik yapan Elçin Poyrazlar, 2014 yılında çıkardığı “Gazetecinin Ölümü” kitabı ile edebiyat dünyasına adım atmıştı. Bu romanında kendi gibi haberci olan Selin Uygar’ın maceralarını anlatan Poyrazlar, ikinci romanı “Kara Muska”da da Türkiye’ye getirdiği kahramanının serüvenlerine devam etmişti.  İlk iki romanı gibi yine polisiye alanında yazdığı üçüncü romanı “Mantolu Kadın”da ise kadına şiddetin merkeze konulduğu  domestik noir türüne geçiş yapan yazar ile polisiye edebiyat üzerine keyifli bir söyleşi yaptık.

Polisiye roman yazmaya sizi yönelten ne oldu? Bu konuda mesleğinizin etkisi oldu mu?

Polisiyeye tutkunluğum 10 yaşında elime aldığım bir Agatha Christie romanıyla başladı. Ya ‘Kütüphane’deki Ceset ya da Roger Ackroyd Cinayeti’ydi ilk okuduğum Christie. Gizem, bulmaca ve okuru şaşırtma unsurları beni öyle eğlendirmişti ki bağımlısı oldum. Yetişme çağımda uzun seneler ‘dedektif olacağımı’ söylüyordum büyüklere. Gülüp geçiyorlardı. Belki de gazeteci olmamda o tatmini zor merak ve gerçeğin peşinde koşma dürtüsünü çocuk yaşta öğrenmiş olmam etkilidir.

Dedektif olamadım ama araştırma ve soruşturmayı ya habercilik vasıtasıyla ya da romanlarımda sürdürdüm. Polisiye basit bir soruyla örgüyü kurar: Katil kim? Gazetecilikte ise bu soru çok daha hayatidir: Gerçek ne?

Türkiye’de polisiye roman türünün okuyucu kitlesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ben Türkiye’deki polisiye roman okur kitlesinin oldukça sıkı bir zevke sahip olduğunu düşünüyorum. Özellikle benim kuşağım Agatha Christie, George Simenon, Patricia Highsmith gibi klasik polisiyecilerin yanısıra son dönem siyasi polisiyeleri, İskandinav noir türündeki romanları, İngiliz ve Amerikalı önde gelen polisiye romancıları da yakından tanıyor. Bu edebi bir kültür birikimdir.

Son dönemde ise Netflix ya da Amazon gibi internet yayın platformları sayesinde suç edebiyatı eserleri Türkiye’deki izleyiciler de dahil milyonlarca kişiye ulaşıyor. Tek sitemim Türkiye’deki okur yerli polisiyecileri tanımak için pek çaba sarf etmiyor. Kurduğumuz Türkiye Polisiye Yazarları Birliği’nin en temel amacı da yerli polisiyeyi tanıtmak ve sevdirmek.

İlk iki romanınız siyasi polisiye türünde fakat Mantolu Kadınla beraber Domestik Noir türüne geçiş yaptınız. Hangisi sizi daha çok zorladı? Ya da hangisinden daha keyif aldınız?

Benim okurken en büyük zevk aldığım tür, casusiye ya da psikolojik gerilim romanları. Gazetecinin Ölümü ve Kara Muska biraz da gazeteci olmanın getirdiği rahatlıkla yazıldı. Siyasi arka planı, diplomasiyi, uluslarası politikayı, devletler arasındaki oyunları biliyorsanız geriye kurguyu kurmak kalıyor.

Mantolu Kadın ise aslında bir dönem romanı. Kadına taciz, tecavüz ve şiddetin tavan yaptığı bir dönemde gözardı edilen devasa bir sorunun yansıması. Kadınların sürekli kurban edilmeye isyanı ve kendi kaderlerini ellerine alma girişimiyle ilgili. Polisiye romanların farklı türlerini denemek yazarı hem zorlayan hem de tazeleyen bir iş. O yüzden polisiyenin her türünü okumaya ve yazmaya açığım. Yeter ki iyi polisiye olsun.

İlk romanlarınızda ana karakter kadın, son romanınızda da ana karakterler kadınlar ve bunun yanında feminist sayılabilecek bir komiser var. Kadın gözüyle polisiye yazmak, kadın karakter üzerinden anlatmak ve insanların buna geri dönüşleri nasıl?

Ben romanlarımda kadınları merkeze alıyorum ve bundan hiç gocunmuyorum.

‘Yazarın kadını erkeği olmaz’ görüşüne de katılmıyorum. Ben bal gibi kendimi ‘kadın yazar’ olarak niteliyorum. Kadın romancıların kendilerine özgü dişil dillerini, kültürlerini ve miraslarını yaratmalarının zamanı çoktan geldi.

 

Sayfa : 3